Yaşam

İnternette Fast Food Kültürü

Eskiden sosyal ağ siteleri yoktu, buralar hep dutluktu. İlk sosyal medya platformları bloglardı. İnsanlar kişisel paylaşımlarını bloglar üzerinden yapar, yorum aracılığıyla da etkileşime geçerdi. O zamanlar bilgiye ulaşmak zor muydu? Evet zordu ama şimdi tüm bilgiler parmaklarımızın ucunda, biz ulaşmak için ne yapıyoruz? Geçen gün KYK müdürüyle sohbet ediyorduk. Bundan on sene öncesini anlatıyor. İlk geldiği sene tüm resmi yazışmaları daktilo ile yapıyorlarmış. Hatta bitirme tezini daktilo ile hazırlamış. Hem de üç kopya! Şu an kullandığımız tek teknoloji kopyala-yapıştır teknolojisi.

Sosyal ağ sitesi Facebook geldi, insanlar daha fazla etkileşime girdi. Özellerini hatta mahremlerini paylaştılar. Ayrıca sayfalar aracılığıyla tüm internet buraya aktı. Artık istedikleri her şeyi tek bir sitede bulmaya başladılar. Bundan sonra ise diğer sitelere girmeye gerek kalmadı. Düşünün bir günde kaç internet sitesine giriyoruz diye. İnternet dediğimiz koskoca bir dünya, biz onun içindeki küçük bir adacıkta yaşıyoruz. Hatta kendimizi hapsetmişiz. Bir de mikro blog sitesi twitter var. Paylaşımlar 140 karakter ile sınırlandı. Neden tuttu? Çünkü uzun yazıları okuyamayacak kadar üşengeciz, aciziz. Zaten Facebook ile okuma alışkanlığımızı kaybetmişiz, bir de Twitter gelince tam oldu. Hatta dahası da var. Twitter yakında bir güncelleme yapacak. Bu güncelleme ile resimler daha da ön plana çıkacak. Çünkü onlar da biliyor ki insanlar her defasında daha az okuyacak. E hani tüm bilgiler parmaklarımızın ucundaydı? Hani bilgilere daha kolay ulaşabiliyorduk?

En sonunda okumayı bıraktık, internetle münasebetimiz birkaç siteden ibaret oldu. Ne kadar az yazı varsa o kadar çok tutuyor. Paylaşımlarımız bilgi içermiyor. İçerenlerin %90’ı da kopya içerik. Diğerleri de şu durum paylaşımları. O gün şuradaydım, bugün buradaydım… Neden başlığı böyle yaptım? Çünkü gerçekten fast food gibi oldu. Kursağımıza giren iki parça şey, o da bize zarar veriyor. Üstüne bir de Çin Tuzu gibi bağımlılık yapıyor. Böyle bir nesilden kitap, makale, köşe yazısı, blog okumasını nasıl beklersiniz? Geçenlerde bir webmaster forumunda arkadaşın biri “Türkçe blog açmayın, okunmazsınız, gidin İngilizce açın.” yazmış. Çok da doğru demiş aslında.

Bir de internetin çöplüğe döndüğünü unutmayalım. Reklamlarla dolup taşan siteler falan filan. Biri bir paylaşımda bulunur, sonra 50 kişi bunu kopyalar ve tekrar yayınlanır. Çok karşılaşmışsınızdır. Google’da arama yaptığınızda dünya kadar site çıkar ama çoğu aynı içeriği paylaşmıştır. Google demişken, bir de SEO çalışmaları sayesinde kopya içerikle üste çıkan siteler var. Tüm bunlar da internet deneyimini bozan şeyler.

Tüm bu etmenleri göz önüne alırsak, Türkiye’de blog açmak sıkıntılı bir iş. Bir yandan ziyaretçi bulamayan, diğer yandan da içeriği çalınan bloggerlar mevcut. Nereden geldim nereye bağladım… Biraz daha zorlasam Türk eğitim sisteminden girip Orhun Abidelerinden çıkarım da neyse hadi. Biraz da teknik konulardan bahsedesim var. Diğer yazıya yatay geçiş yapayım ben.

2 Yorum

  1. yemekler fast food değildi, internette bir tıkla herşeyi öğrenemiyorduk, tvlerde jenerikler saniyede 3000 kare göstermiyordu, mtv yoktu :/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı